ORTAYA KARIŞIK

MERHABA; BİR KEZ DAHA.

Bu sefer verdiğim ara çok uzun oldu, özür. Ama içinde yaşadığımız “acaba” paranoyasından ötürü ister istemez herkes gibi bende kendimi bir sansür deryası içinde buluverdim. Yazmamam aslında benim karar verdiğim bir şey değildi bilmenizi istedim. Neden, yazdıklarımın sizlere ulaşamamış olması idi. Peki şimdi ne değişti de yazıyorum? Çok şey değişti, sevgili okur. Bir kere gazetenin sahibi değişti, bilmem hiç künyede fark ettiniz mi. Şimdi şunu açıkça söyleyebilirim ki artık daha özgürlükçü, daha bizden bir gazetemiz var. O zaman, tekrar merhaba.

“FURUĞ’DAN İBRAHİM GOLESTAN’A…”

“…Derimin altında başımı döndürecek bir baskı olduğunu duyumsuyorum….Her şeyi delmek istiyorum ve olabildiğince içime dalmak istiyorum.Yerin derinliklerine varmak istiyorum.Benim aşkım oradadır.Tanelerin sürgün verdiği yerde, köklerin birbirine vardığı ve yaradılışın kendini çürümüşlükte sürdüren noktada. Benim tenim sanki onun geçici bir biçimidir. Temeline varmak istiyorum. Kalbimi bir meyve gibi tüm ağaçların dallarına asmak istiyorum..”

KAHRAMANLARIM

Çok şenlikli bir yerde yaşıyoruz. Öyle herkese nasip olur bir şey değil. Musa peygambere özenen bir efemiz, Stalin’e özenen binbaşımız, yanında bıraksanız bir çırpıda bir Turan mafya imparatorluğu kurmaya hazır onlarca minik Polat’ı ile dolaşan reisimiz ile birlikte daha da şenlikli bir yer oldu Edremit.

Musa bazen değneği ile ilçenin tüm borçlarını öder, bazen de efeler gibi adam döver. Hele yakında size geçtiğimiz ay yapılan bir ihaleyi anlatacağım ki gülmekten yere yatacaksınız. Ama komik olduğu için değil sinirleriniz fena halde yıpranacağı için güleceksiniz.

Binbaşı yatar kalkar kendini milletvekili olarak rüyada görür; acaba rüyayı nasıl hayra yorsam diye türlü komiklikler yapar. Stalin gibi o da bir an önce demokratik örgütleri kapatmanın peşinde, zira korkuyor ki yarın başına bela olurlar. Biliyorsunuz binbaşımızın son emri ADD, ÇYDD gibi demokratik örgütlerin kapanmasını istemek idi.

Reisi hiç sormayın, onun başı “sıtrançç” oynamaya hayli meraklı Polat ile meşgul. Elimizi attığımız yer, bir komedi. Bazen diyorum ki yahu biraz da bu adamları ciddi bir surat ifadesi ile izleyeyim ama ne mümkün; kahramanlarımı görür görmez bütün sinirlerim kasılıyor ve daha o an gülmeye başlıyorum.

Üçü de benim için yenilenebilir enerji kaynakları, alın işte kış da geldi onlar olmasalar nasıl zaman geçecek ki koca bir kış boyu. Koltuklarında var olsunlar. Yok, yok, olmasınlar.

REFERANDUM

Sahi sizde yutacak mısınız o hapı? Hani Başbakan’ın “ Ben bu anayasa paketini bir hap gibi bir sefer de yuttururum bu millete” dediği haptan bahsediyorum. Üstü boyalı şeker ile kaplı o hapı yutacak mısınız?

Bakmayın siz paketi öyle allayıp pullayıp sunduklarına, o hediye paketi size değil kendilerine. Siz o hapı yuttuğunuzda, kendinizi değil onları otamış olacaksınız. Çünkü pakette kendilerinin hemen hiç bahsetmedikleri yahut bahsi geçtiğinde çok önemsiz gibi göstermeye çalıştıkları maddeler aslında onların kurtuluş reçeteleri.

Size yutturmaya gayret gösterdikleri aslında bu ülkeyi iflah olmaz bir kanser müsibetine mahkum edecek bir paket. Hani bilirsiniz siz de elmas tozu tarihte en çok kullanılan süikast şeklidir. Elmas tozunu yutan kişi uzun zaman içinde ama çok ağrılı bir şeklide ölür, ki ölüm nedeni olarak iç organların parçalanmış olması sayılır. Şimdi hükümetin de bize yutturmak istediği aslında tam da elmas tozu. Zaman içinde ve ağrılı.

Gelin bile bile ülkeyi daha fazla karanlığa hapsetmeyin. 12 Eylül sabahı o ampülün fişini sökelim gitsin!!

  1. Henüz geridönüş yok.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.