YASAK AŞKIMIN MEYVESİ: KARANLIK
Gün ile sevişirken geceyi doğuracağını bilse idim eğer*, hiç girmezdim o yatağa. Terimi karıştırmazdım günün inceliğine. Kapılmazdım güneşin aydınlık vaatlerine. Annemi dinlerdim ve yasak hiçbir aşka akıtmazdım spermlerimi.
Bilseydim eğer böyle olacağını, oturup bir taşın üstünde gün boyunca güne küfrederdim, gece boyunca geceye. Gün ile gecenin değişimlerinde ise gazetedeki köşemde küfür edemediğim, ettiğimde de yazımın yayınlanmasına engel teşkil edenlere ederdim en edebi küfürlerimi. Allahtan küfür etmek istediklerimin gün ile geceyi değiştirmeye güçleri yetmiyor. Onlar ancak anayasayı değiştirmeye gayret ederler, ona da güçleri yetmeyecek.
Bilse idim gün ile sevişince geceyi doğuracağını, hiç girmezdim o yatağa. Ve böylece ne kendimi ne de ülkemi mahkûm etmezdim kör bir ampulün sahte ışığına. Gecenin, üzerini örttüğü topraklara bu denli hıyanet içerisinde olabileceğini nereden bilebilirdim ki?
Bilemezdim elbet her yanım ter içerisinde ve aşkın bütün şehvetiyle tutuşurken bedenim, günün karanlığı doğuracağını. Ve gecenin üstüme ağır metal gazları gibi çökeceğini bilemezdim elbet yağan bir yağmurun ardından. Ama ne olursa olsun hata bende, aldanmamalıydım günün cazibesine. Tam iki bin yedi yüz yetmiş altı gündür tungstenden imal içi boş ve başka yerlerden kablolar ile gelen enerji olmadan kendisine dahi hayrı olmayan bir ampulün sahteliğine katlanmaktayım.
Şimdi bu sahte ışığın loşluğunda yazdığım bütün yazılarda kullandığım kelimeleri dikkatle seçmek durumundayım. Mesela bir zat-ı muhtereme kalpazan diyecek olursam direk “kalpazan” demek yerine “hukuki dayanaktan yoksun ve geçersiz değerli kâğıt imalatçısı” gibi süslü bir tanım ile yumuşatmam gerekiyor. Yoksa nemi oluyor? Gayri meşru bir ilişkiden doğan karanlık bizi boğuyor. Uzun zamandır yazmamış olmamın nedeni bu. Tenini okşadığım günün geceyi doğurması. Ve doğan karanlıkta boğulmamak için kullanacak kelimeleri bir araya getiremem. Şimdi öğrendim nasıl yeneceğimi karanlığı. Şimdi inandım yenebileceğimizi. Yazıyorum artık. Tükürürcesine yüzüne karanlığın. Bir gün muhakkak tükürmek için yüzüne.
* Özgün hali: “Ne bilirdim geceyle sevişince bir güneş doğuracağını”-Mehmet OĞUZ. Sevgili Mehmet Ağabeye teşekkürlerimle.
Bence de sansürlenmesi iyi olmuş:) Hatta yuvarlak bir daire çapraz bir çizgi ve dairenin içinde de okunamaz ibaresi de koyulması gerekiyordu!Niye mi, sorma işte niyesini. Eğlenmene bak:)
çok ama çok güzel bir yazı olmuş.. ellerinize sağlık.